Kanserler ameliyat, ışın tedavisi ve kemoterapi dediğimiz ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu tedaviler bünyeyi mikroplara karşı duyarlı kıldığından çocukların çok iyi korunması, temizlik, hijyen kurallarına çok dikkatli uyum gerekmektedir. Hastalar özellikle yoğun tedavi dönemlerinde yaşamlarının büyük kısmını hastane ortamında geçirmek zorundadır. Ama bu eziyetli tedavilerin sonucunda büyük bir kısmında sonuç yüz güldürücü olmaktadır.

Kemoterapi yani kanserin ilaçla tedavisi, tedavi şekillerinden en sık kullanılanıdır. Günümüzde genellikle hemşireler tarafından uygulanmaktadır. Ancak ilaç dozlarının kontrolü, uygulama şekilleri, dozajı, yan etkileri tedaviyi düzenleyen hekimin sorumluluğu altındadır.

Kemoterapi devamlı veya kısa süreli olarak damardan, ağızdan ya da özel bölgelere (karın zarı, göğüs zarı içine, beyin omurilik sıvısı veya atardamar içine) doğrudan verilerek uygulanır. Damar yolu için çevresel damarlara giriş ya da özel damar ulaşım cihazları (port ve kateterler) kullanılır. Ağız yolu kolay emilen ve sindirim yolunu tahriş etmeyen ilaçlar için uygulama biçimidir.

KEMOTERAPİYE BAĞLI YAN ETKİLER
Kemoterapi döneminde çocuk oldukça halsiz olur. Kemoterapi ilaçları bulantı, kusma, halsizlik, kemik ağrıları yapabilir, ama bu etkiler geçicidir ve bir takım ilaçlar ile başarılı bir şekilde önlenebilmektedir.

Yorgunluk:
Enerji kaybı, bezginlik güçsüzlük ve bitkinlik olarak tanımlanabilir. Dinlenme ve uyuma isteği vardır ve normal aktiviteleri yapmak zorlaşır. Yorgunluk genellikle hastalık ve tedavi ile ilişkili sürekli strese yanıt olarak ortaya çıkar. Yorgunluğun işlevi kişiyi aşırı yüklenmeden korumaktır. Yorulduğunda dinlenmek, aktiviteler arasında öncelik belirlemek, aktiviteleri enerji düzeyine göre programlamak, uygun beslenme ve uyku düzeni yaratmak önemlidir.

Saç dökülmesi (Alopesi):
Kemoterapinin yan etkisi olarak ortaya çıkan saç kaybıdır. Kız çocukları bu konumdan daha da fazla etkilendikleri için takma saç önerilebilir. Genellikle geçici, nadiren kalıcıdır. Kısmen veya tümüyle kelliğe neden olabilir. Saçın tekrar uzaması kemoterapi tedavisi sırasında veya bitiminden hemen sonra başlayacaktır. Saç dökülmesi özellikle ergen ve genç erişkinleri en fazla tedirgin eden ve psikolojik olarak en fazla etkilendikleri yan etkidir.

Deri reaksiyonları:
Sadece deride değil tırnak, iç deriler ve saç köklerinde de görülebilir. En sık olarak ilaç uygulamalarından kısa süre sonra (30 dakika ila birkaç saat içinde) ciltte kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklık olarak ortaya çıkar. Özellikle el içi ve ayak tabanı sık etkilenen bölgelerdir. İlaç reaksiyonları uçuk, zona, bakteriyel ve mantar enfeksiyonlarından, parazitlerden ve tümörlerin deriye metastazlarından ayırt edilmelidir.

Belirtilerin şiddeti büyük değişkenlik gösterir. Kalıcı hasar vermeden kaybolan hafif şekilden, ateş ağrı, su toplamış yaralara kadar giden deri bulguları olabileceği gibi gözün de etkilendiği ağır tipte belirtiler olabilir. Döküntüye neden olan ilacın kesilmesinin yanı sıra antihistaminik ilaçlar ve kortizon tedavisi bulguları hafifletir. Ağır durumlarda bir deri hastalıkları uzmanına danışmak gerekebilir.

Deri renginde koyulaşma (hiperpigmantasyon):
Cildin koyu renk almasıdır. Genelde kemoterapi uygulamalarından 2-3 hafta sonra ortaya çıkıp tedavi bitiminden sonra 10-12 hafta süreyle devam edebilir. Bazı ilaçlar ile özellikle elde parmak eklem yerlerinde ve tırnaklardaki renk değişikliği belirgin olabilir (Çingene eli). Dil ve diş etinde de koyulaşma oluşabilir. Bu reaksiyonun beklenildiğini hastaya söylemek ve kademeli olarak azalacağını bilmek rahatsızlığı azaltacaktır.

Işığa aşırı duyarlık (fotosansitivite):
Işık temasına karşı cilt duyarlılığının artmasıdır. Kemoterapi sırasında güneş ışınları ile kısa bir temas güneş yanığı veya kalıcı esmerleşmeye neden olabilir.

Deride kalınlaşma, sertleşme (hiperkeratoz):
Derinin kalınlaşması ve ödemi şeklinde oluşabilir. En sık olarak el, ayak, yüz ve travmaya açık olan bölgeler etkilenir.

Deri yaraları:
Deri yaraları uzun süreli yatan ve beslenmesi bozuk hastalarda oluşabilir. Yarada mantar ve bakteri üremeleri olunca bağışıklığı bozuk bu hastalarda ölümcül sonuçlar yaratabilir. Kemoterapi alan hastaların deri temizlik ve bakımı çok önemlidir. Mümkünse sık (her gün) banyo yapılmalı bu sağlanamıyorsa deri temizliği dezenfektanlarla sağlanmalıdır. Bu hastalarda görülen enfeksiyonların çoğundan normal ciltte bulunan mikrobik ajanlar sorumludur.

Damar dışına ilaç kaçması (ekstravazasyon):
Deri altına doku hasarına ya da rahatsızlık verici ilaçların sızmasına ekstravazasyon denir. Deneyimli ellerde yapılan kemoterapi ile az görülür. Hasarın derecesi çok değişkendir. Doku nekrozunun boyutu ilaca ve ekstravazasyon miktarına bağlıdır. En ufak bir şüphede hemen damar yolu gidişi durdurulmalıdır. İlacın verildiği damarda kızarıklık, solukluk, kabarcık ve şişkinlik, ağrı izlenmeli gerekirse müdahale edilmelidir. İğne ve kanül hemşireye danışmadan çıkarılmamalıdır zira gereğinde ilaç aynı yoldan geri çekilebilir. Ekstravazasyon olan bölgeyi yükseltmek, yastıklarla destekleyerek kalp hizasında tutmak, kaçan maddeye göre 3 gün boyunca sıcak, soğuk ya da ılık kompres uygulamak tedavi yöntemidir.

İştahsızlık (anoreksi), beslenme bozukluğu:
Kemoterapötik ilaçlar iştahın azalmasına veya tamamen kaybolmasına (anoreksi) neden olabilirler. Anoreksi kemoterapinin en erken klinik yan etkilerindendir. Kişiden kişiye çok farklı olabilir. Anoreksinin başlattığı fizyolojik değişimler sonucunda yetersiz besin alımı ve belirgin beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Kanserli hastada kilo kaybının 2 nedeni vardır: Az yeme ve normal metabolizmadaki değişiklikler. Beslenme bozukluğu vücuda gerekli besinlerin yokluğu veya besin maddelerinin yetersiz emilimi ve dağılımı olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak kilo kaybı oluşur. Ayrıca kas erimesi, bağışıklık sisteminin bozulması da bu tabloya eşlik eder.

Kemoterapinin yan etkileri, ağrı, tümörün yeri ve psikolojik faktörler de yemeyi azaltarak beslenme bozukluğuna yol açar.

Kemoterapi sırasında hastalar sıklıkla tat değişimlerinden rahatsız olurlar. Tat değişimi, kişinin kendine özgü tat algılamasının alışılmış durumundaki değişikliktir. Tat değişimleri anoreksiye neden olabilir ya da bu durumu şiddetlendirebilir.

Beslenme ile ilgili öneriler:
Çocuk hızlı bir büyüme sürecinde olan bir organizmaya sahiptir. Beslenme de büyümede önemli bir faktördür. Kemoterapi genellikle iştah azaltan hatta kusma ve bulantıya neden olan bir tedavidir. Bu nedenle beslenmeye özel bir özen göstermelidir. Çocukta dengeli beslenme esastır: Bir hasta dengeli şekilde süt ve sut ürünü, et, balık, yumurta gibi proteinler, sebze, meyve ve karbonhidrat almalıdır.

Kortizon kullanan hastalarda ise iştah çok açılır ve bu çocukların özellikle karbonhidrat içeren besinleri yemeye eğilimleri vardır. Kortizonun uzun süreli kullanımında kan şekeri yükselmesi eğilimi olur ve tuzlu yenirse kortizon vücutta suyun da tutulmasına yol açacağından tansiyon yükselebilir. Tedavi döneminde çocuklar besin kokularına çok hassas hale gelebilir, mideleri bulanabilir. Ayrıca daha önce çok sevdiği besinleri hiç istemez iken bazı değişik gıdalara ilgi duyabilir. Kortizon kullanılmadığı dönemlerde genellikle iştah azalır ve çocuk iyi beslenmez. Bu dönemlerde çok ısrarcı olmadan ve onun isteklerini gözeterek yemek listesini birlikte hazırlamak faydalı olacaktır.

Tedavi döneminde bazı besinler yasaklanır. Her hangi bir besin için yasak sona erdiğinde bunu kutlamak çocuğa moral ve iştah kazandıracaktır.

Eğer her şeye rağmen çocuk yemeyi reddediyor ve kilo kaybediyor ise hemen doktorundan yardım istemek gerekir. Özel besleyici mamalar veya ek gıdalar önerisinde bulunulabilir. Bu da yetersiz olur ise burundan küçük plastik bir boru midesine gönderilir ve bu tüpten sıvı besinler ile bilinçli bir beslenme yapılabilir. Ancak kusmalar nedeniyle burun yolu kullanılamaz ise bu takdirde damardan besleyici sıvılar, şeker, protein ve gereğinde yağlı sıvılar verilebilir.

Bulantı ve kusma:
Bulantı, beyinde kusma merkezine yakın veya onun bir parçası olan bölgenin bilinç dışı uyarılmasının bilinçli algılanmasıdır. Bu uyarılma mide bölgesi, boğazın arka kısmı veya tüm karında dalga şeklinde gelen rahatsızlık şeklinde ortaya çıkar. Bu rahatsızlık kusma ve öğürme isteğine neden olur. Çoğu kez öğürme kusmadan önce oluşur. Öğürme karnın kasılma hareketidir. Kusma ise mide, on iki parmak barsak ve üst ince barsak bölümlerindeki içeriğin güçlü bir şekilde ağızdan atılmasıdır.

Hastanın rahatsızlığını gidermek, uygun sıvı ve tuz dengesini damar yolu ile sağlamak, tedaviye devamı gerçekleştirebilmek önemlidir. İlaç alımından sonra geç kusmaların olabileceği konusunda hastaları bilinçlendirmek gereklidir.

Menenjit, bağırsak tıkanıklığı, ülser, kafa içi metastazlar ve idrar yolu enfeksiyonu gibi bazı hastalıkların en önemli bulgularından biri kusmadır. Kemoterapinin etkisi geçtikten sonra devam eden ya da zamanlama olarak kemoterapi ile ilişkilendirilemeyen kusmalar mutlaka iyice araştırılmalıdır.

Yeni kullanıma giren kusmayı engelleyici birçok ilaç sayesinde hastaların tedaviye uyumları arttırılmıştır. Adolesan ve erişkinlerin küçük çocuklara göre bu bulguları daha ağır ve yoğun göstermeleri olayın psikolojik bileşeninin de önemini ortaya çıkarmıştır. Çoğu hastanın daha ilaç verilmeden hatta hastaneye geleceği gün evde başlayan kusmaları vardır. Çocuğun bulantısı çok ise veya çok kusuyor ise kusma önleyici ilaçlardan yararlanılabilir.

Bulantı ve kusma ile ilgili öneriler:
  • Değişik ve soğuk-ılık gıdalar denenmelidir.
  • Ağır, yağlı, baharatlı gıdalar alınmamalıdır, limon kullanılabilir.
  • Kokulardan kaçınmalıdır.
  • Sıvı-katı gıdalar karıştırılmamalıdır.
  • Pilav, makarna, patates püresi vb. tercih edilmelidir.
  • Bu durumda bazı çocuklar gazozlu içeceklerden, çaydan hoşlanır veya tuzlu kraker yemek ister, bazısı da çorba ister.
  • Genelde süt içirmemekte fayda vardır çünkü sindirimi zordur.
  • Derin nefes almak da kusmayı önleyebilir.
Ağız ve yutak yaraları (stomatit, özofajit):
Ağız içi yumuşak dokular ile yutak iç derisinin kemoterapiye gösterdikleri yanıta genel olarak stomatit ve özofajit denir. Bu iltihabi reaksiyon ağrılı yaralar, kanama ve üstüne eklenen enfeksiyon şeklinde ilerleyebilir. Bu bölgelerdeki yüzey hücreleri genel olarak 7 günde yenilenir. Kemoterapi ilaçları bu hücrelerde de bölünme bozukluklarına neden olarak dökülen epitel hücrelerin yerine yenilerinin geçmesini engeller. Böylece bu bölgelerde yaralar oluşur.

Beslenmeyi engelleyecek boyutta ağrılı yaralar oluşabilir. Bu hasta doku genellikle ikincil mantar ve bakteri enfeksiyonlarına açıktır. Ağızda kuruluğun engellenmesi, oluşmuş plakların ağız bakımıyla temizlenmesi, yeterli sıvı ve beslenmenin sağlanması ve en önemlisi akyuvar sayısının yükselmesi ile bulgular geriler. Hastaya ağız ve diş bakımı iyice öğretilerek, kan pulcukları (trombosit) 50.000’in ve koruyucu akyuvar sayısı (mutlak nötrofil) 1.000’in üzerine çıkıncaya kadar düzenli bakım yapması sağlanmalıdır.

Her merkezin geliştirdiği ağız bakım protokolleri farklı olmakla birlikte, istenilen sonuç dokunun hızla bütünlüğünün sağlanması ve enfeksiyondan korunmadır. Çok sıcak ya da soğuk ve sert yiyeceklerden kaçınmak, sık ve az beslenmek, bol sıvı ile tükürük azalmasını engellemek, gerekirse lokal ağrı kesiciler kullanmak yara iyileşmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Kabızlık (konstipasyon):
Sert, düzensiz ve farklı aralıklarla rahatsız biçimde veya ağrılı dışkı pasajına konstipasyon ya da kabızlık denilir. Genellikle direkt olarak kabızlığa neden olan kemoterapi ilaçlarının yanında az ve lifsiz beslenme, susuz kalma, kusma, kanserin psikolojik etkileri hareketin azalması ve birlikte kullanılan ilaçlar sonucunda gelişir.

Bol sıvı alınmasının sağlanması, lifli yiyeceklerin diyete eklenmesi ve barsak boşaltılması için yeterli süre ayrılmasının sağlanması gereklidir. Gerekirse barsak hareketini artırıcı ilaçlardan destek alınabilir. Anüs yoluyla verilecek ilaç ve fitillerden ancak, trombositler 50.000’in üzerine çıktığında ve mutlak nötrofil 1000’in üzerine çıktığında yararlanılabilir.

İshal (diyare):
Yumuşak veya sıvı kıvamdaki dışkının rahatsızlık vererek ya da vermeyerek sık aralıklarda bağırsaklardan geçişidir. Normal şartlarda sindirim sisteminde değişik miktarlarda yiyecek ve çok büyük miktarlarda sıvı sindirilerek emilir ancak çok az ve alışıldık miktardaki artık ürün dışkı ile atılır. Sindirim ağızda başlayıp ince bağırsaklarda tamamlanır. Sindirimle ilgili salgılar günde 8 litre üretilir ve hemen hepsi tekrar emilir.

Kemoterapi verilen hastaların % 75’inde ishal oluşur. Bunun nedeni barsakta aktif olarak çoğalan yüzeyel tabakanın hasarıdır. Bu hasar sonucunda barsaktan emilimi sağlayan yüzeyin yok olması söz konusudur. İshalin şiddeti, süresi kemoterapi uygulama sıklığı, dozu ve kullanılan ilaca bağlıdır. Mikrobik nedenli ishaller mutlaka araştırılmalıdır. Ayrıca bu hastalarda normal barsak florası ortadan kalktığı için mantar nedenli ishaller çok sıklıkla karşımıza çıkar.

İshalli hastada sık dışkılamanın başlangıcı, süresi, özelliği, miktarı, birlikte gaz, kramplar, karın şişliği, son barsak bölgesinde soyulmalar ve hemoroid varlığı, anüs ve çevresinin durumu, idrar miktarı, ağızdan sıvı ve elektrolit alımı konusunda mutlaka yeterli bilgiye sahip olunmalı bu konularda hasta bilgilendirilmelidir.

Sindirim sistemini tahriş edecek besinlerin diyetten kaldırılması (baharatlı, çiğ sebze, ağır hamur işleri, kızarmış gıdalar, gazlı içecekler, gaz oluşturan gıdalar, kafein içeren besin ve içecekler, alkol) gereklidir. Gerekli elektrolitlerin yerine konulması (özellikle sodyum ve potasyum) önemlidir. Az ve sık beslenmek, aşırı sıcak ve soğuk besinlerden kaçınmak, süt şekeri laktoza dayanıksızlık durumlarında süt ve ürünlerini besine dahil etmemek gereklidir. Patates haşlaması, pirinçli gıdalar, yoğurt ve ürünleri, muz, elma püresi önerilen gıdalardır.

Her gün dışkı ile kaybın yanında günlük idame sıvının istenileni ağızdan alınabilmesidir. Ancak ağızdan alınamayan ve ishalin devam ettiği dönemlerde mutlaka damardan yeterli sıvı takviyesi gereklidir.

KEMOTERAPİ SONUCU KEMİK İLİĞİ BASKILANMASI
Anemi (kansızlık):
Anemi, dolaşımdaki alyuvarların azalmasıdır. Tüm bedene oksijen ve besin alyuvarlar tarafından dağıtılır. Kemoterapi alan hastalarda anemi çok sık olarak görülür. Aneminin kanserli hastalardaki nedenleri:

  • Normalden az alyuvar yapımı
  • Alyuvar yapımının verimsiz olması
  • Alyuvar yıkımının fazla olması
  • Tetkikler için sürekli kan alınması
  • Kanamalar ile alyuvar kaybı
  • Beslenme yetersizliği
  • Kronik hastalık varlığı
  • Kemik iliğinin normal yapısının değişmesi
  • Enfeksiyonlar
Kemoterapi ilaçları genellikle yapımı engelleyerek anemiye neden olur. Ayrıca radyoterapi de benzer şekilde anemiye neden olabilir. Kanserin kemik iliğini tutması da anemiye neden olur. Anemi genellikle kendini solukluk, egzersizle oluşan çarpıntı ve solunum güçlüğü, yorgunluk, güçsüzlük, iştahsızlık, hazımsızlık, soğuğa aşırı duyarlık, baş ağrısı kulak çınlaması şeklinde gösterir.

Anemi eksik besinlerin yerine konulmasıyla ya da kan verilmesi (transfüzyon) ile düzeltilir. Transfüzyonlar sırasında ani sırt ağrısı, döküntü, koyu renk idrar, nefes darlığı, kaşıntı gibi yan etkiler gelişebilir. Ayrıca kanla bulaşabilecek hastalıklar hakkında hasta yakınları bilgilendirilmelidir. Sarılık ve diğer enfeksiyonlar açısından verici kanı mutlaka taranmalıdır. Kan ürünlerinin kullanım öncesi ışınlanması ve filtre kullanımı enfeksiyon ve allerjik transfüzyon reaksiyonlarını azaltacaktır. Her türlü kan ürünü aldıktan sonra hastalarda ateş görülebilir.

Kan verilmesine alternatif olarak son yıllarda alyuvarların kemik iliğinde yapımını hızlandıran büyüme faktörleri (eritropoietin) kullanılabilmektedir.

Trombosit azalması ve kanama: Kan pulcukları olan trombositler kanın pıhtılaşmasında görev alırlar. Sayılarının azalması kanama eğilimi ile sonuçlanır. Trombosit azalınca hastalar burun veya ağızdan, deriden (peteşi; küçük koyu renkli lekeler ya da ekimoz; büyük morartılar), sindirim sisteminden, idrar yollarından, cinsiyet organlarından veya kafa içine kanayabilir.

Normalde 150.000-400.000 arasında olması gereken sayının 100.000’in altına düşmesi ile birlikte kanama eğilimi oluşur. Trombosit sayısı 50.000’in altında iken hasta yakın izlenmelidir. Trombositi 20.000‘in altına indiğinde kendiliğinden oluşan kanamalar başlar ve hastaneye yatış gerekebilir.

Tedavide kısa süre içinde kemik iliğinin düzelmesi beklenmiyorsa ve kanama riski yüksekse veya hasta kanıyorsa ya da beraberinde enfeksiyon varsa ve ateş oluyorsa trombosit süspansiyonu verilmelidir. Trombosit süspansiyonları ya tek üniteler şeklinde alınır ya da aferez denilen teknikle özel makine ve sistemler kullanılarak bir vericiden maksimum 8 torba olmak üzere birden çok sayıda trombosit süspansiyonu elde edilebilir. Trombosit süspansiyonları mutlaka normal oda sıcaklığında muhafaza edilmeli ve verilinceye kadar aralıklı olarak sallanmalıdır.

Trombosit sayısı düşük olduğunda kas içi enjeksiyonlarda, atardamar içi uygulama ve kan alımlarından, kanama riski olan her türlü girişimden kaçınılmalıdır. Kanama halinde kanama bölgesine baskı uygulayarak hekime baş vurulmalıdır. Trombosit sayısının düşük olduğu durumlarda en fazla korkulan durum kafa içi kanamalardır. Uykuya meyil, şuur bulanıklığı, havale ya da istemsiz hareket saptandığında görünen kanama bulgusu olmasa da hemen doktora başvurmak gereklidir.

Trombosit sayısı düşük olduğunda diş fırçalama, tırnak törpüleme ya da kesme dar giysi ya da turnike uygulamaları, lavman, fitil kullanımı hızlı sümkürme gibi kanamayı başlatabilecek günlük uygulamalardan da kaçınılmalıdır.

Her kan ürünü gibi trombosit uygulamaları sırasında allerji, ateş, döküntüsü olabilir. Yakın takip edilmeli ve trombosit sonrasında kan sayımı tekrarlanarak yükselmenin oranı tespit edilmelidir.

Trombosit sayısının düşük olduğu durumlarda aspirin, ibuprofen, heparin gibi kanatma eğilimi olan ilaçların kullanımından KAÇINILMALIDIR.

Ateş ve enfeksiyon: Enfeksiyon vücudun ya da vücudun bir bölgesinin virüs, mantar gibi mikroplar ile işgal edilmesi durumudur. Vücutta çoğalan bu mikroplar hücre hasarına veya yıkımına yol açar. Kemoterapinin en önemli yan etkisidir.

Lökositler kemik iliğinde üretilen akyuvarlardır. Bu hücrelerin işlevi bizi enfeksiyonlara karşı korumaktır. Üç tipi vardır: granülosit, lenfosit ve monosit. Özellikle granülositlerin sayıca ciddi azalması (nötropeni), 500’ün altına düşmesi durumunda, ateşlenme kaçınılmazdır. Bu duruma febril nötropeni (ateşli nötropeni) denir. Febril nötropeni hızla damardan, hastanede yatırılarak, antibiyotik uygulamayı gerektiren acil bir durumdur. Hızlı davranmak hayat kurtarıcıdır.

Koruyucu akyuvar sayısı 500’ün altında olan ve ateşi 38 dereceyi aşmış hasta 1 saat içinde hastaneye ulaştırılmalıdır. Gerekli kültürler alındıktan sonra yatırılarak antibiyotik uygulaması başlatılır. Tedaviye cevap ve kültür sonuçları yakından izlenir, gerektiğinde tedavi değiştirilir. Tedavi en az 5-7 gün sürer.

Kemik iliği transplantasyonu geçiren hastalar da aynı tip enfeksiyonlar için risk taşırlar. Ancak bu hastalarda koruyucu akyuvarların azalma dönemi daha uzun ve ağır olur.

Radyoterapi kemik iliğinde kök hücreleri öldürür. Kök hücreler ölünce nötrofiller oluşamayacağından nötropeni gelişir. Beraber kemoterapi de veriliyorsa nötropeni daha ağır ve uzun olacaktır. Kemoterapi bitiminden itibaren hastayı bilinçlendirerek nötropeni beklenen dönem içinde ateş açısından uyanık olması sağlanmalıdır.

Ateşli hastaya doktorun haberi olmadan ateş düşürücü ilaçların verilmesi YASAKTIR: Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta tüm ağrı kesicilerin aynı zamanda ateş düşürücü olmalarıdır. Habersiz verilen bu tip ilaçlar febril nötropeni tablosunu değiştirerek ölümcül sonuçlara neden olabilir.

Enfeksiyonların önlenmesi için öneriler:
  • Enfeksiyonları en güzel önleme yolu el yıkamadır. Bu konuda titizlik gösterilmelidir.
  • Evde hayvan besleme ve topraklı çiçek saksıları enfeksiyon kaynağı olacağı için kemoterapi alan hastaların evinde bulundurulmamalıdır.
  • Kalabalık ortam ve hastalıklı kişilerden (gripli, uçuklu, kızamık ve suçiçeği gibi bulaşıcı hastalıklı) uzak durulmalıdır.
  • Bu dönemlerde taze meyve ve sebze, soyulmadan yenilen dışarıdan alınan gıdalar, temiz olduğunun bilinmediği yiyeceklerin tüketilmemesi gerekir.
  • Hazır et ürünlerinden kaçınılmalıdır.
  • Kutular ve şişeler iyi temizlenmelidir.
  • Vücut sık aralarla deri tahriş edilmeden yıkanmalıdır.
  • Tuvalet sonrası temizliğe özen gösterilmelidir.
  • Ağız ve diş bakımına özen gösterilmelidir, dişler ancak trombosit sayısı 50.000 ve üzerine çıktığı zaman yumuşak bir fırça ile temizlenilebilir.