|
Yirmi yıl önce çok az bir kısmı iyileşen çocukluk çağı kanserlerinin günümüzde çoğu iyileşmektedir. Tedavi sürecinin en önemli unsurlarından biri şifa bulacağımıza inanmaktır.
AİLE VE KANSER
Tanı anı:
Bir çocukta kanser teşhisi konduğunda ailenin ilk tepkisi hastalığı kabul etmemek, teşhisin yanlış olabileceğini öne sürmek şeklinde olmaktadır. Hastalığın doğru olduğunun anlaşılmasından sonraki aşamada bu kez aile çocuğun bu hastalığa yakalanmasıyla ilgili kendilerini veya birbirlerini suçlama yoluna gidebilmektedirler. Yukarda da belirtildiği gibi kanserlerin büyük çoğunluğunda neden hala bilinmemektedir. Çocuğun bakımıyla, çok kötü olmadığı sürece beslenmesiyle, enfeksiyonlarla ilgisi yoktur. Gebelik sırasında ultrasonografi yapılması kanser riskini arttırmaz. Annenin gebelik sırasında sigara içmesi ile çocukta kanser gelişme riski arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Aile tanıyı ilk öğrendiği anda 'dünyanın sonu geldi' duygusu ve büyük bir umutsuzluk hakim olur. Kanseri çevrenizden umutsuz bir hastalık olarak duymuşsunuzdur. Kendinizi son derece çaresiz hissedersiniz. Önce size bu tanıyı açıklayan doktora büyük bir öfke duyarsınız sonra da çocuğunuza iyi bakamadığınız duygusu ile veya genetik özellikleri nedeniyle kendinizi suçlarsınız. Oysa anne ve babanın bu durumda en küçük bir suçu yoktur.
Ailelerin, hasta çocuklarına aşılayacağı iyileşme inancı çok önemlidir. Pozitif moral, onun da tedavilere daha büyük bir moral ile katılmasını sağlar. Çocuklar ailelerinin her türlü tepki ve davranışınıza son derece duyarlıdırlar. Çocuğunuzla tedavisini ve yapılacak girişim, tetkik ve tedavileri konuşursanız belirsizlik içinde kalmaz ve tedavilerini daha metanetle karşılar, kabullenir. Sorularına vereceğiniz yanıtları bilemiyorsanız doktorunuz veya psikologdan yardım isteyiniz.
Doğal reaksiyonlar: Şok: Kanser teşhis edildiğinde genellikle ilk hissedilen duygu büyük bir şok yaşamaktır. Hasta aileleri olanlara inanmak istemezler, duygularını ifade etmekte sorun yaşarlar. Defalarca aynı sorular, aynı şeyleri anlatabilir ya da aynı bilgileri öğrenmek isteyebilirler. Bunlar yaşanılan şokun doğal reaksiyonlarıdır. Hastalık tanısını söylenirken anne ve babanın birlikte olmasına, ikisi yoksa bir yakınlarının yanında açıklama yapmaya gayret edilmelidir.
İnkar: İnkar sürecinde kimi insanlar hiç konuşulmamasını kimileri de mümkün olduğunda az konuşulmasını tercih ederler. Hasta yakınları hastalığı ve hastanın endişelerini yok saymaya çalışabilirler. Bu durum insanların kanser hakkında konuşmaktan korkmalarından ve sıkıntı duymalarından kaynaklanır. Kimi zaman bu süreç hasta ile yakınları arasında gerilimlere neden olabilir. Doğru olan, karşılıklı olarak duyguları anlamaya çalışmak ve kendini konuşmaya hazır hissetmeyen birini konuşması için zorlamamaktır. Hazır olduğunda onunla duygu ve düşüncelerini paylaşmaya hazır olunduğunun hissettirmek gerekir.
Öfke: Kanser hastalığı ile yüzleşen kişinin ve yakınlarının hastalığa, yakın çevresindekilere ve doktorlara öfke duyuyor olması normaldir. Hatta kimi zaman isyan etme duygusu da ön plana çıkacaktır. Sonrasında ise, bu öfkesi yüzünden kendisini suçlu hissedebilir. Öfke duygusunun doğal bir tepki olduğunun anlamaya çalışmak, yok saymamak ve geri yansıtılmamak daha olumlu sonuçlar verecektir.
Suçluluk duygusu: Hastalar ve yakınları kanserin niye onların başına geldiğinin sebeplerini arıyor ve hastalıklarına kendisinin, yakınlarının ve yaşadıklarının sebep olduğunu düşünüyor olabilir. Onlara kanserin birçok farklı sebebi olduğunu ve çoğu zaman da bu sebeplerin hastanın kontrolü dışında olan şeyler olduğu hatırlatılabilir. Henüz tıbbın bile nedenlerini kesin olarak bilmediği bu hastalık ne kendimizi ne de bir başkasını suçlamamız için hiçbir sebep yoktur.
Yalnız kalma isteği: Kanser hastası olmak sağlıklı insanlara tepki duyulmasına neden olabilir. "Neden başkası değil de, ben?" sorusu sıklıkla rastlanan bir durumdur. Hasta ve yakınları bu düşüncelerini "beni yalnız bırakın" şeklinde ifade edebilir. Kimi anlarda hepimizin olduğu gibi, hastaların ve yakınlarının da yalnız kalma ihtiyacı olabileceğini unutulmamalı, onlara hazır olduklarında ve istediklerinde yanlarında olunacağı hissettirilmelidir.
ÇOCUK VE KANSER
Çocuklara hastalıkları nasıl açıklanmalı?
Her şeydan önce çocuğa yalan söylenmemeli ve hastalığı onun anlayabileceği bir dilde kendisine anlatılmalı. Hastalığını anlatırken lösemi veya kanser terimlerini kullanmak şart değildir ama kendisi bu bilgiyi sorduğu takdirde açıklama yapılmalıdır.
Örneğin çocuğa, vücudunda hangi organlar hasta ise o organlarda bir takım anormal hücrelerin ortaya çıktığı, bunun nedeninin bilinemediği ancak onu belli bir süre hastanede tutarak ve bir takım ilaçlar vererek bu hücrelerin yok edileceği ve böylece onun iyileşmesinin hedeflendiği söylenebilir. Tabii bu tedavi döneminde vücudunun hassas hale geleceğini ve mikroplara karşı korunması gerektiği özellikle vurgulanmalıdır.
- 2-7 yaş: Olayları belirli aksiyonlara bağlarlar.
- İyileşmesi için tedavinin şart olduğunu,
- Hastalığın ya da tedavinin yaptığı bir yanlıştan ötürü bir ceza olmadığını,
- Hastalığın basit anlamda iyi hücrelerle kötü hücreler arasındaki bir yarışma olduğu izahını anlayabilir.
- 7-12 yaş: Olaylar arasındaki bağlantıları kurmaya başlarlar.
- Hastalığın belirtilerini ve kurtulmak için tedavinin şart olduğunu anlayabilir.
- 12 yaş ve üstü: Hastalığı daha çok günlük aktivitelerini sınırlayan ve değiştiren bir olgu gibi görürler.
- Tedavinin amacını ve hastalığın kendisini anlayabilirler
Çocuğun hastalığı ne kendinin ne de ailesinin ihmali sonucudur, önlenmesi mümkün değildir ve sadece olmuştur, ortaya çıkmıştır. Bundan sonra amaç iyileşmektir.
Çocukların kaygıları:
Çocuklar içinde bulundaki yaşa göre farklı algılamalar ve bağlı olarak farklı kaygılar gösterirler.
- 5 yaş altı;
- Terk edilme
- Koparılma
- Yalnızlık kaygısı
- 6-10 yaş arası;
- Preadolesan ve adolesan;
- Ölüm kaygısı
- Beden imajı kaygısı gösterir.
Çocuklar hastalıkları ile ilgili sorular sorarlar. Neden ben?, İyileşecek miyim?, Bana ne olacak?, İyi hissettiğim halde neden ilaç almak zorundayım?, Hastanede yatmak zorunda mıyım? Çocukların sıklıkla sordukları sorulardandır. Yaşlarına ve hastalıklarının seyrine uygun cevaplar verebilmek için hekimlerinden ve psikolojik danışmanlardan destek almak en doğru davranış olacaktır.
Ev ortamı:
Çocuğunuzu enfeksiyonlardan korumaya gayret ederek normal bir aile yaşantısı sürdürülmelidir. Tatile bile gidilebilir, ama kan tahlililerini yaptırılabileceği bir sağlık merkezine yakın bir tatil beldesi düşünülmelidir. Enfeksiyonlu kişilerin misafir olarak kabul edilmemesi hasta için riski azaltacaktır. Lökositlerinin aşırı düşük olduğu durumlar haricinde ailece gezmeye gidilebileceğini biliniz, bu büyük bir moral verecektir.
Eve dönen çocukta zaman zaman uyku bozuklukları ve uykuda diş gıcırdatmaları olur. Ciddi bir ruhsal ve fiziksel travma yaşamış olan çocuk için vücudunun bu tepkileri doğaldır, zaman hepsinin üzerinden gelecektir endişelenmemek gerekir.
Okul:
Kemoterapinin akyuvar sayısını düşüren etkisinin enfeksiyon riskini artırması nedeniyle de okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır. Özellikle, yoğun tedavi dönemlerinde çocuğun okula gitmesi zor olacağı gibi, enfeksiyon riski açısından sakıncalı da olabilir. Ancak kemoterapi kürü hafif, çocuğu fazla sarsmayan bir tedavi ise okula gitmesine sakınca yoktur.
Okula giden çocuklarda öğretmen ve çocuğun arkadaşları çocuğun hastalığı ve aldığı tedavi hakkında bilgilendirilmelidir. Hastalığının bulaşıcı olmadığı, çocuğun ara sıra taktığı maskenin onun enfeksiyonlardan korunmasını sağlamak amacıyla kullanıldığı özellikle belirtilmelidir. Ayrıca, neden saçlarının döküldüğü niye aşı olamayacağı, tedaviler sonrası kan değerlerinin düşebileceği, kendini yorgun hissedebileceği, neden spora katılamadığı, enfeksiyondan korunması gerektiği anlatılmalıdır.
Hastanelerde bazen devletin atadığı bir öğretmenin önderliğinde hastane okulu da bulunur. Tedavi süresince hasta okula da gidip ders eksiklerini öğretmen yardımı ile tamamlayabilir. Santral sinir sitemi tümörlü çocuklar öğrenmede güçlükler yaşayabilir.
Oyun:
Çocuklar genellikle acılı deneyimlerinden bahsetmekten hoşlanmaz. Ama oyun hasta çocuk için özellikle çok önemlidir. Oyunlar duygularını ve kızgınlıklarını ifade etmelerini, dışa vurmalarını sağlar. Çocuk kendi hayatında elinde olmayan kontrolü oyun aracılığıyla kazanmaya çalışır. Ona stres veren olayları yeniden yaratarak, canlandırarak gerçeğe adaptasyon kolaylaşır. Özellikle simülasyon oyunları çocuğu yapılan tetkik ve tedavilere hazırlamada yardımcı olur. Ellerine bir bebek alıp ona serum takarlar, kemik iliği tetkiki veya film çekimi yaparlar. Bebeğin karnını boğazını ve kulaklarını muayene ederler. Genellikle doktor veya hemşire rolünü üstlenmeyi tercih ederler. Çocuklar, bu oyunlar esnasında korkularını ve gerilimlerini de ifade etmektedirler. Yaptığı işlerin bebeğini iyileştirdiğinin vurgulanması doğru olacaktır.
Hastalık sürecinde daha az oyun oynamaya başlayabilirler. Oyunları tekrar eden konularda yoğunlaşabilir. Kaygı düzeyi yüksek olduğunda çocuklar kendilerine odaklanmak istediklerinden sosyal oyun davranışından çok yalnız oyun davranışını tercih ederler. Kaygı düzeyleriyle seçtikleri oyunun bilşsel düzeyi arasındaki mevcut bağ, ebeveynlere ve uzmanlara çocuğun duygu durumu hakkında ipucu verecektir.
Çocukla Diyalog:
Hastaneye aralıklı yatışlar olacaktır. Her defasında çocuğunuz hastaneye gitmeden önce hastaneye yatacağı konusunda bilgilendirilmelidir. Durumu gizlemek ve o anda oldu bittiye getirmek çocuğun güvenini sarsar. Onunla konuşmak, sesiniz ile güven vermek çocuk için çok rahatlatıcıdır. Hastane çantanızı hazırlarken içine birkaç oyuncağını veya sevdiği kitapları birkaç aile fotoğrafını koymayı unutmamak gerekir. Hastanede annesinin veya bir yakınının yanında kalacağını bilmek onu rahatlatacaktır.
Çocuklar tahminimizden çok daha fazla şeyi anlar. Eğer ameliyat olacak ise ona basit kelimeler ile yapılacak işlemi anlatmalıdır. Uyutulduğunda hiçbir şey hissetmeyeceğini, belki uyanınca biraz rahatsızlık duyabileceği kendisine söylenmelidir. Ama bu durumu doktor veya hemşireye söylerse onların onu rahatlatacağını bilmelidir.
Hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanede kalınan zaman kısıtlıdır ve mutlaka eve dönülecektir. Çocuk yalnız kalmaktan korkar, ona annesi veya anneanne ya da babaannesinin yanında olacağını söyleyip rahatlatmalıdır. Ayrıca babası da sık sık gelip görebilecektir.
Hastanede oyun odasına gidip arkadaşları ile oynayabilir, resim yapabilir, koridorda bisiklete binebilir. Hasta gibi davranmamalı ki hastanede de aktivitesini korusun. Kanser veya lösemi, lenfoma bulaşıcı değildir, çevresine bir tehlike yaratmayacaktır. Ancak ateşlendiği dönemlerde diğer çocuklara da ateşli durumuna neden olan enfeksiyonu bulaştırmaması için ayrı tutulmalıdır. Çocuk evine döndükten sonra okuluna devamda bir sakınca yoktur, ama hastanede bulunduğu dönemde bilgilerini taze tutması ve okuldan soyutlanmaması için hastane okuluna gitmesi özendirilmelidir.
Çocuğunuza yalan söylemeyin, onu bırakıp ilaç almaya veya bir sorun halletmeye giderken ona gerçeği söyleyin ve kısa süre sonunda döneceğinizi belirttiğinizde çok zaman geçirmeden dönün. Gideceğinizi haber verdiğinizde de oyalanmadan yanından ayrılın. Ağlayacaktır ama buna alışacak ve dönüşünüzü bekleyecektir. Size güvenini kaybetmemelidir.
Çocuk hele küçükse yapayalnız yabancı bir ortamda kalacağından korkmaktadır. Babasının onu her gün ziyaret edeceğini ama yanında kalamayacağını bilmelidir. Küçük bir oyuncak boyama kitabı onu sevindirir ama dışarıdan yiyecek getirmemeye özen gösterin ve özellikle doktora, hemşireye çocuğunuzun yememesi gereken gıdaları sorunuz.
Çocuğunuz genelde kan almalar, çeşitli bilmediği tetkikler nedeniyle gergin ve huzursuzdur. Onu rahatlatacak konuşmalar yapın. Eve çıktığınızda yapacağınız gezmeleri, yaz seyahatinizi, okula dönüşünü konuşun.
|